27 Kasım 2014 Perşembe

Bir Nolan Klasiği-INTERSTELLAR

Evet uzun zamandır merakla beklenen film sonunda vizyonda. Öncelikle filme gitmeden önce hakkında o kadar övgü dolu yorumlar okudum ki beklentim çok yüksekti. IMDb' de aldığı puan oldukça başarılı olduğunu kanıtlar nitelikte.

Christopher Nolan'ın yönetmenliği ve filmleriyle(Inception, Memonto, The Prestige, The Dark Knight) ilgili ayrı bir post oluşturmak lazım. Her yaptığı film çıtayı bir kademe daha yükseltiyor bence. Hepsi kendi alanında bir başyapıta dönüşüyor. Bu filmde de yine aynı durum göze çarpıyor. Konusu oldukça başarılı; Dünya'da yaşama şansı kalmayan insanlığı kurtarmak için kahramanımız Cooper( Matthew McConaughey) uzayda yeni bir yaşam alanı arıyor. Filme girmeden önce uzaydaki çekimlerin hep karanlık ve sessiz geçeceğini düşündüm; Gravity filminde olduğu gibi. Fakat düşündüğümün aksine oldukça hareketli ve aksiyonu bol sahnelerdi. Uzay, gezegen ve yıldızların tasviri, inandırıcılık ölçüsü, görsel efektler ve filmin müzikleri oldukça başarılı. Filmin müzikleri Hans Zimmer imzası taşıyor.

Film bilimsel olarak da güçlü bir altyapıya sahip. Film senaryosu Fizikçi Kip S. Thorne'nin 'Solucan Delikleri' teorisinden ilham alıyor. Bence filmi izlemek için biraz astronomi ve biraz fizik bilmek gerekiyor. Elbette filmde görecelik kavramı, kuantum fiziği, solucan deliği gibi kavramlar için açıklamalar var ama kaçırdığımız noktalar olabilir. Bu formüldür, kuantumdur çok takılmazsak aşırı derecede sürükleyici ve değişik bir film olmuş. Hani yapılır da bu kadarı yapılmaz diyorsun. Canımız Nolan; bundan sonraki filmlerine daha iyi bir senaryo ve daha değişik bir konu nereden bulacak o da benim için ayrı bir merak konusu.

Filmde uzayın derinliklerinde kaybolurken, insanın doğasının gereği kıskançlık ve hayatta kalma içgüdüsünün zaman ve mekan dinlemediğine tanıklık ediyoruz. Film zaman kavramının çok ötesine geçiyor, haliyle senelerin ve dakikaların hiç bir anlamı kalmıyor, zaman kavramının sadece insanoğlunun kendine göre anlamlandırdığı bir olgu olduğu karşımıza çıkıyor. Bu durum bana Samuel Beckett'in zamansızlık ve mekansızlık düşüncesini hatırlatıyor. Zaten ne zaman uzayı düşünsem aklıma Beckett gelir.

Filmde dramatik sahneler oldukça yoğun. Kahramanımızın kızı Murph ile olan diyaloğu oldukça net gösteriliyor. Aralarındaki sevgi ve filmde bu kadar sevgi boyutunun işlenmesini de film sonunda çok daha iyi bağlıyoruz. Bu yönüyle bazı film eleştirmenlerinin olumsuz tepkilerini alsa da benim için aşırı abartılan bir durum teşkil etmiyor. Hatta filmin sevgi boyutuna bağlanması bilim kurgu sertliğini yumuşatmış.

Inetrstellar filminin; Nolan Klasikleri arasında çoktan yerini aldığını düşünüyorum. Bütün Nolan filmlerinde yaptığım gibi 2. kez kesinlikle izleyeceğim. Bu tarz filmler her gün vizyona girmiyor,tadını çıkaran herkese iyi seyirler.

Not:Bu post yazılırken Interstellar Soundtrack'i(Stay) fon müziği olarak kullanılmıştır.





12 Kasım 2014 Çarşamba

FURY-War Never Ends Quietly

Yaklaşık iki hafta önce  David Ayer'in yönetmenliğini yaptığı Fury filmine gittik. Fury İkinci Dünya Savaşı'nda Amerikalıların Almanlara karşı savaştığı bir tankın ismi. Bu tankın komutanı olarak da Çavuş Wardaddy rolünde Brad Pitt'i izliyoruz. Savaş filmlerini pek sevmeyen biri olarak bu filmi savaş filmlerinden ayıran ufak ayrıntıların olduğunu düşünüyorum. Değinilen dramatik noktalar filmi salt savaş filmi olmaktan çıkarıyor, bu da benim filme daha pozitif bakmamı sağlıyor.

Film, asıl mesleği yazıcılık olan  Norman'ın (Logan Lerman) vicdanlı bir insandan acımasız bir askere dönüşme sürecini tüm yalınlığı ile ortaya koyuyor. Filmde savaşın soğuk yüzünü hissettiren sahnelere çokça yer verilmiş. İç acıtan ve kan donduran sahneleri masum bir çocuğun bakış açısıyla izliyoruz önce...Sahneler ilerledikçe kanımızı donduran sahneler alışıldık bir hal alıyor. Acımasızlaşıp olağan karşılıyoruz insanların ölmesini, mermi ve top seslerini...Hatta bundan keyif alır bir hale geliyoruz, söverek, gülerek yapıyoruz bu işi...


Film alıştığımız gibi Amerika'nın kahraman askerlerine de yer veriyor yine...Özellikle filmin son sahnesi bana göre oldukça abartılı olmuş. Bu kısma takılmazsanız izlemesi keyifli bir film olabilir. Filmin etkileyici sahneleri, oyunculuklar, sahnelerin gerçekçiliği bu filmi izlenmesi gereken filmler kategorisine almamızı sağlıyor bence...

Bu uzun ve soğuk savaş günlerinde kısacık bir aşka da yer veriyor film. Aynı dili konuşmayan iki kişinin müzikle birbirlerinin ruhuna dokunabilmesi. Hala bir umudun olması belki de...

Film 2 saat 14 dakika sürüyor. Savaş filmi olduğu için tahmin edileceği üzere durağan sahnelere çok yer verilmemiş. Sürükleyici ve aksiyon dolu bir film. İzlemeyi düşünenler için iyi seyirler...


Not:Bu post yazılırken The Pianist filminin soundtrackleri fon müziği olarak kullanılmıştır.