3 Aralık 2014 Çarşamba

Yeni bir iş, Yeni gülecek bir neden lazım!

Yeni işimle birlikte yeni kararlar almaya başladım. Bir nevi To Do List diyebiliriz.

 Öncelikle uzun zamandır spor yapmak istiyordum. Bunun için evime yakın bir çok spor salonuna baktım; kimisinden hızla uzaklaşıp kimi içime sinerken, alternatifleri ikiye indirdim. Birisi Hatay Metrosu çıkışına yakın Sportland, diğeri Üçyol'a daha yakın olan Akademi Spor Merkezi. İkisinin de ilgisini ve desteğini beğendim ilk aşamada. Ama gerek bana daha yakın olması, gerek imkanlarının fazla olmasından -pilates ve zumba derslerine ekstra ücret ödemeden katılabilecek olmam- dolayı Akademi Spor Merkezi'nde karar kıldım. 

6 Aralık-11 Aralık arası banka bizi Antalya'da oryantasyon eğitimine alıyor. Bunun için ayrı bir post hazırlayacağım.

Eğitimden dönünce 12 Aralık'ta spor salonuna başlıyorum. İlk etapta kilo,boy, yağ/kas oranına bakılacak ve ona göre 6 haftalık bir program çıkartılacak. Bununla beraber Fitness programım başlamış olacak. Yağlanmaya bağlı olarak hangi hareketi kaç set yapmam gerekiyorsa belirlenip bunun ışığında bir program oluşturulacak.

Listemdeki spor kısmı şimdilik bu kadar. Bununla birlikte bankada yükselme sınavlarını araştırıp, kariyer basamaklarını daha hızlı çıkmak istiyorum. Sanırım bunun için Uzman Yardımcılığı sınavına hazırlanacağım. İyi haber mühendisler için ayrı kadro açılıyor(İstanbul, Ankara, İzmir için). Sorulara baktım biraz bizim servis görevlisi için girdiğimiz sınavdan pek farkı yoktu. Bu konuyla ilgili de araştırmalarım sürüyor.

Bunların dışında hem dil tazminatı için hem de kendi özel yaşamım için İngilizce çalışmalıyım. Banka dil tazminatı için Yds'den 70 puan istiyor. İyi puan ama umutsuz olmamak lazım. Bugünden tezi yok başlamak da lazım tabi...

Sonuç olarak sanki mutluyum ya...
Evet evet bugün şubeme gidip iş arkadaşlarımla tanıştım. Epey sıcakkanlılar sevdim diyebilirim. Hatta benim gibi bir gıda mühendisinin de benim şubemde olduğunu görmek içimi ferahlattı. Demek ki yalnız değilim, tek pes eden ben değilim. Bu güzel haber!

Ayrıca sanırım en tuhaf ve güzel tarafı resmi giyinmeye başlamak.
Tuhaf çünkü hiç giymediğim bir tarz, 
Güzel çünkü alışveriş yapmak her zaman güzeldir! Eksikleri tamamlamak için epey para ve zaman harcamam gerekecek!
Yeni olan her şey umutludur!

Bu postun şarkısı bu olmalıydı.


Hayatımdaki Beklenmeyen Gelişmeler

Öncelikle bu post benimle ilgili olacak kültürel bir paylaşım, bir inceleme ya da bir izlenim içermiyor, öncelikle bunu söylemek isterim.

"Hayatın neler getirceğini bilemeyiz" derdi ya annem her zaman duyduğumuz gibi, herkesin söylediği gibi.
Gerçekten de öyleymiş, demek 23 yılımı aldı. 24 yaşıma gireceğim şu günlerde sanki hiç düşünmediğim hayalini kurmadığım şeyler hayatımı ele geçiriyor ve ben bunları sadece izliyorum. En acısı eğitimini almadığım bir mesleği yapacak olmak.
Güvencesi olduğu için, maaşı için, ortamı daha rahat olduğu için...
İçin de için anlayacağın.
Hayallerin, umut ettiklerini kenara itiyorsun, bunu yapmak zorunda bırakılıyorsun.
Düşüncelerini, mesleğinle ilgili yapmak istediklerin yenilikleri, fikirleri hepsini bir kenara atıyorsun.
Havlu atıp pes ediyorsun.
Üstüne bir de unutuyorsun, buna zorlanıyorsun, çünkü piyasayı biliyorsun, insanlardan iğreniyorsun.
Evet 24 yaşındayım diyebilirim artık.
24 yaşında bir mühendis, hayır hayır bir bankacıyım.
İnsanlar sorduğunda kem küm edip kekelememek için sürekli tekrar edip pratik yapıyorum. 

Evet Ben E., Gıda Mühendisliği mezunu bir bankacıyım, size nasıl yardımcı olabilirim?


27 Kasım 2014 Perşembe

Bir Nolan Klasiği-INTERSTELLAR

Evet uzun zamandır merakla beklenen film sonunda vizyonda. Öncelikle filme gitmeden önce hakkında o kadar övgü dolu yorumlar okudum ki beklentim çok yüksekti. IMDb' de aldığı puan oldukça başarılı olduğunu kanıtlar nitelikte.

Christopher Nolan'ın yönetmenliği ve filmleriyle(Inception, Memonto, The Prestige, The Dark Knight) ilgili ayrı bir post oluşturmak lazım. Her yaptığı film çıtayı bir kademe daha yükseltiyor bence. Hepsi kendi alanında bir başyapıta dönüşüyor. Bu filmde de yine aynı durum göze çarpıyor. Konusu oldukça başarılı; Dünya'da yaşama şansı kalmayan insanlığı kurtarmak için kahramanımız Cooper( Matthew McConaughey) uzayda yeni bir yaşam alanı arıyor. Filme girmeden önce uzaydaki çekimlerin hep karanlık ve sessiz geçeceğini düşündüm; Gravity filminde olduğu gibi. Fakat düşündüğümün aksine oldukça hareketli ve aksiyonu bol sahnelerdi. Uzay, gezegen ve yıldızların tasviri, inandırıcılık ölçüsü, görsel efektler ve filmin müzikleri oldukça başarılı. Filmin müzikleri Hans Zimmer imzası taşıyor.

Film bilimsel olarak da güçlü bir altyapıya sahip. Film senaryosu Fizikçi Kip S. Thorne'nin 'Solucan Delikleri' teorisinden ilham alıyor. Bence filmi izlemek için biraz astronomi ve biraz fizik bilmek gerekiyor. Elbette filmde görecelik kavramı, kuantum fiziği, solucan deliği gibi kavramlar için açıklamalar var ama kaçırdığımız noktalar olabilir. Bu formüldür, kuantumdur çok takılmazsak aşırı derecede sürükleyici ve değişik bir film olmuş. Hani yapılır da bu kadarı yapılmaz diyorsun. Canımız Nolan; bundan sonraki filmlerine daha iyi bir senaryo ve daha değişik bir konu nereden bulacak o da benim için ayrı bir merak konusu.

Filmde uzayın derinliklerinde kaybolurken, insanın doğasının gereği kıskançlık ve hayatta kalma içgüdüsünün zaman ve mekan dinlemediğine tanıklık ediyoruz. Film zaman kavramının çok ötesine geçiyor, haliyle senelerin ve dakikaların hiç bir anlamı kalmıyor, zaman kavramının sadece insanoğlunun kendine göre anlamlandırdığı bir olgu olduğu karşımıza çıkıyor. Bu durum bana Samuel Beckett'in zamansızlık ve mekansızlık düşüncesini hatırlatıyor. Zaten ne zaman uzayı düşünsem aklıma Beckett gelir.

Filmde dramatik sahneler oldukça yoğun. Kahramanımızın kızı Murph ile olan diyaloğu oldukça net gösteriliyor. Aralarındaki sevgi ve filmde bu kadar sevgi boyutunun işlenmesini de film sonunda çok daha iyi bağlıyoruz. Bu yönüyle bazı film eleştirmenlerinin olumsuz tepkilerini alsa da benim için aşırı abartılan bir durum teşkil etmiyor. Hatta filmin sevgi boyutuna bağlanması bilim kurgu sertliğini yumuşatmış.

Inetrstellar filminin; Nolan Klasikleri arasında çoktan yerini aldığını düşünüyorum. Bütün Nolan filmlerinde yaptığım gibi 2. kez kesinlikle izleyeceğim. Bu tarz filmler her gün vizyona girmiyor,tadını çıkaran herkese iyi seyirler.

Not:Bu post yazılırken Interstellar Soundtrack'i(Stay) fon müziği olarak kullanılmıştır.





12 Kasım 2014 Çarşamba

FURY-War Never Ends Quietly

Yaklaşık iki hafta önce  David Ayer'in yönetmenliğini yaptığı Fury filmine gittik. Fury İkinci Dünya Savaşı'nda Amerikalıların Almanlara karşı savaştığı bir tankın ismi. Bu tankın komutanı olarak da Çavuş Wardaddy rolünde Brad Pitt'i izliyoruz. Savaş filmlerini pek sevmeyen biri olarak bu filmi savaş filmlerinden ayıran ufak ayrıntıların olduğunu düşünüyorum. Değinilen dramatik noktalar filmi salt savaş filmi olmaktan çıkarıyor, bu da benim filme daha pozitif bakmamı sağlıyor.

Film, asıl mesleği yazıcılık olan  Norman'ın (Logan Lerman) vicdanlı bir insandan acımasız bir askere dönüşme sürecini tüm yalınlığı ile ortaya koyuyor. Filmde savaşın soğuk yüzünü hissettiren sahnelere çokça yer verilmiş. İç acıtan ve kan donduran sahneleri masum bir çocuğun bakış açısıyla izliyoruz önce...Sahneler ilerledikçe kanımızı donduran sahneler alışıldık bir hal alıyor. Acımasızlaşıp olağan karşılıyoruz insanların ölmesini, mermi ve top seslerini...Hatta bundan keyif alır bir hale geliyoruz, söverek, gülerek yapıyoruz bu işi...


Film alıştığımız gibi Amerika'nın kahraman askerlerine de yer veriyor yine...Özellikle filmin son sahnesi bana göre oldukça abartılı olmuş. Bu kısma takılmazsanız izlemesi keyifli bir film olabilir. Filmin etkileyici sahneleri, oyunculuklar, sahnelerin gerçekçiliği bu filmi izlenmesi gereken filmler kategorisine almamızı sağlıyor bence...

Bu uzun ve soğuk savaş günlerinde kısacık bir aşka da yer veriyor film. Aynı dili konuşmayan iki kişinin müzikle birbirlerinin ruhuna dokunabilmesi. Hala bir umudun olması belki de...

Film 2 saat 14 dakika sürüyor. Savaş filmi olduğu için tahmin edileceği üzere durağan sahnelere çok yer verilmemiş. Sürükleyici ve aksiyon dolu bir film. İzlemeyi düşünenler için iyi seyirler...


Not:Bu post yazılırken The Pianist filminin soundtrackleri fon müziği olarak kullanılmıştır.

12 Eylül 2014 Cuma

Güzel Günler Bizi Bekler

Kendime çok kızıyorum.
Evet evet her gün bir posta kendime kızıyorum en azından.
Her akşam işten çıkarken
Gece uyumadan önce
Sabah işe giderken kendime söz veriyorum.
Kendime daha çok değer vermek için,
Kendimi geliştirmek için,
Sevdiğim şeylere vakit ayırmak için...
Daha çok okumak daha çok izlemek daha çok hissetmek daha çok öğrenmek daha çok araştırmak için.
Sonra birden sabah oluyor ve ben yine aynı saatte metrodan inip otobüse koşturuyorum.
Yine sabah ve ben yine aynı durakta aynı insanlarla bekliyorum.
Yol boyunca kendimi sorguluyorum. 
Beni bu kadar mutsuz eden bu işi neden yapıyorum?

Zorunluluklar ve istekler.
Cevaplar hep aynı.
Keşke bu kadar gerçek olmasa.
Umut daha fazla olsa, sonra biraz mutluluk
Yaşamak için biraz daha enerjim olsa

Ertesi gün daha uyanamamış bir güne uyanmasam
Çalar saatin değişmeyen sesiyle.

Mutlu günler de gelecek mi?


8 Eylül 2014 Pazartesi

Yazacak çok şey var!

Veee en önemlisi Metallica konserine gittimmm! Böyle bir atmosferi bir daha yaşayabileceğimi sanmıyorum. Hayatın mükemmel olduğu nadir zamanlardandı.
Ayrıca konser için İstanbul'a gitmek harika olan diğer bir konu. Sevdiğim adamla gitmek ise olağanüstü bir durumdu. Beşiktaş'ta boğazı izlemek, Ortaköy'de waffle yemek, Kadıköy'de bira yudumlamak, Taksim'de The Beatles Cafe'yi bulmak hepsi şahaneydi. 3 gün bile harikaydı İstanbul'da.
Tekrar gelsinler! Tekrar gidelim! Daha önden izleyelim.

Depresif Hareketler

Bu postumda yazamadığım zamanlarda yaşadığım olaylara değinmek istiyorum.
Blogumu epey bir süre ihmal etmiş olabilirim evet suçluyum ama bu süreçte 3 iş ve 3 ev değiştirip bir kpss atlattım. Türlü işlerin hayalini kurup ummadığım işlere girdim. Farklı insanlarla tanıştım ve çoğunlukla koşturdum, özel sektör işte insanın canını çıkarmak için ant içmiş bir kere...
Bu süreçte özel sektörde çalışamayacağımı anladım ve işimden ayrılıp kpss denen her gencin umudu o lanet sınava girdim.
Tabi ki sonuç kocaman bir "sıfır"! Verdiğim emeklerden sonra müfredat dışı sorularla ters köşe edilmiş bir Ece; boşa giden para emek ve zaman...
4 ay verdiğim ara işimde hiç bir şeyi değiştirmemişti. Düzen aynı insanlar aynıydı. Onlar başkasını bulamayıp beni çağırmış,ben de başka iş bulamayıp kabul etmiştim. Tabi daha büyük sorumluluklarla...
Bu süreçte 3 ev değiştirdim. Her sefer ayrı bir eziyetti ve yerleşmesi çok daha meşakkatliydi. Sınava denk gelmesi de ayrı bir bunalımdı.
Bu arada bir kez daha mezun oldum,ne gerek varsa...
Yazamadığım zamanlara bakıyorum da koskoca 1,5 yıl geçmiş ve ben aynı yerde sayıyorum.
Yapmak istediğim milyonlarca şey var; para ve zaman sıkıntı...


7 Eylül 2014 Pazar

Bu arada artık bir El Toro sahibiyim ama henüz kullanma fırsatı bulamadım. Onunla ilgili de bir yazım olacak tabi ki.

Biz büyüdük ve kirlendi dünya

Ne kadar zaman geçmiş üstünden inanamadım.
Son yazımı 7 Mart 2013'de yazmışım.
Hayatım resmen takla attı bu süreçte ve düzenin içinde kendimi kaybolmuş hissediyorum.
İş stresi, değişen yüzler, sahtekar insanlar...İçinden binlerce kez sövdüğün ama gülümsemek zorunda olduğun insanlar...
Hayat ne garip 1,5 sene önce burada işsizlikten ağlarken bugün içine girdiğim çirkin düzene küfrediyorum. İnsanoğlu işte memnun olmaz ki!
Nasıl memnun olacaksak? Boşuna okumuşum diyerek her seferinde, her gün işe giderken kahroluyorum.
Bitmek bilmez sorumluluklar, istekler, gün içinde söylenilen yalanlar...İnsan böyle böyle büyüyor demek ki...
Hani yalan söylemek kötüydü.
Hani ne olursa olsun  direk söylemek en dürüstçesiydi. En ahlaklısıydı.
Hani ezilenin yanında olmak gerekirdi, adaletli davranmak gerekirdi, vicdan en doğru teraziydi.
Bize öğretilenler, oluşturduğumuz değerler, karakterimiz her şey o kadar yalan geliyor ki şimdi...
Kendimi bir kördüğümün içinde gibi hissediyorum.
En fenası da bu düzenin bir parçası olmak zorunda kalmak. Para kazanmak ve geçimini sağlamak için bütün bu düzene sesini çıkarmamak...
Her gün daha da çöktüğümü hissediyorum.