Bugünkü yazımın belli bir teması yok, film, kitap yada etkinlik incelemesi yapmadan sadece yazmak istiyorum.
Çalışmıyorum ama en az çalışanlar kadar hafta sonunu iple çekiyorum. Bir de hava ılıksa değmeyin keyfime... Bu cumartesi ara ara yağışlı ama tatlı bir hava vardı, hiç üşümedik.
Çalışmıyorum ama en az çalışanlar kadar hafta sonunu iple çekiyorum. Bir de hava ılıksa değmeyin keyfime... Bu cumartesi ara ara yağışlı ama tatlı bir hava vardı, hiç üşümedik.
Gün güzel bir kahvaltıyla başladı. Hafta sonunu dört gözle beklememin bir nedeni de annemin tatil kahvaltıları sanırım. Cumartesi ve pazar günleri krep ya da patates kızartmasının bütün evi saran kokusuyla uyanır, uzun uzun sohbet ederek kahvaltı yaparız.
Sonra ben kendimi dışarı atarım. Evi seven, saatlerce bilgisayar ya da televizyon başında takılabilen bir yapım yok. Boş boş gezmek, kitabımı kapıp kordonda okumak, yolumun üstü değilken vapurla Karşıyaka'ya geçmek, Alsancak'ta biramı yudumlamak, herhangi bir yerde yeni insanlarla tanışmak ve sohbet etmek kendimi daha iyi hissettiriyor.
İzmir'e geldiğimden beri her zaman yanımda olmaya çalışan, yaşadığım her olumsuzlukta destekçim olan biri var ki burada başıma gelen en güzel şey. Sadece yanımda oturuyor olması bile bana inanılmaz derecede güç veriyor. Zaten kendisi buradaki ilk arkadaşım, bana İzmir'i öğreten ve sevdiren kişi...
Gelelim nefret ettiğim ve beklemekten yorulduğum konuya. Yaklaşık 8 aydır mezunum ve 6 aydır iş arıyorum ama hala işsizim. 'Bu durum herkesin başına geliyor', 'Ülkemizin bir gerçeği' gibi bir çok teselli cümlesini ezberledim artık bu süreçte. Okurken kendimi hazırlamıştım bu duruma fakat yaşamak çok daha ağır geliyor insana. Bu konuya giriş nedenim iç karartmak değildi aslında. Garip bir şekilde blog yazmaya başladığımdan bu yana kendimi daha iyi hissediyorum. İş bulana kadarki boş zamanımı en iyi şekilde değerlendirmeye karar verdim; daha çok okuyarak, araştırarak, yeni şeyler deneyerek ve deneyimlerimi yazarak. Şimdilik durumdan gayet memnunum.
Günlük tadında bir yazıdan sonra uyku vakti. Güneşli bir pazar olsun, Foça'ya gidelim :)
Not: Bu post yazılırken fon müziği olarak Cults grubunun Cults albümü kullanılmıştır.
Sonra ben kendimi dışarı atarım. Evi seven, saatlerce bilgisayar ya da televizyon başında takılabilen bir yapım yok. Boş boş gezmek, kitabımı kapıp kordonda okumak, yolumun üstü değilken vapurla Karşıyaka'ya geçmek, Alsancak'ta biramı yudumlamak, herhangi bir yerde yeni insanlarla tanışmak ve sohbet etmek kendimi daha iyi hissettiriyor.
İzmir'e geldiğimden beri her zaman yanımda olmaya çalışan, yaşadığım her olumsuzlukta destekçim olan biri var ki burada başıma gelen en güzel şey. Sadece yanımda oturuyor olması bile bana inanılmaz derecede güç veriyor. Zaten kendisi buradaki ilk arkadaşım, bana İzmir'i öğreten ve sevdiren kişi...
Gelelim nefret ettiğim ve beklemekten yorulduğum konuya. Yaklaşık 8 aydır mezunum ve 6 aydır iş arıyorum ama hala işsizim. 'Bu durum herkesin başına geliyor', 'Ülkemizin bir gerçeği' gibi bir çok teselli cümlesini ezberledim artık bu süreçte. Okurken kendimi hazırlamıştım bu duruma fakat yaşamak çok daha ağır geliyor insana. Bu konuya giriş nedenim iç karartmak değildi aslında. Garip bir şekilde blog yazmaya başladığımdan bu yana kendimi daha iyi hissediyorum. İş bulana kadarki boş zamanımı en iyi şekilde değerlendirmeye karar verdim; daha çok okuyarak, araştırarak, yeni şeyler deneyerek ve deneyimlerimi yazarak. Şimdilik durumdan gayet memnunum.
Günlük tadında bir yazıdan sonra uyku vakti. Güneşli bir pazar olsun, Foça'ya gidelim :)
Not: Bu post yazılırken fon müziği olarak Cults grubunun Cults albümü kullanılmıştır.
Yazılarınızı yazarken arka fon olur mu illa? :) Başarılı ;)
YanıtlaSilMüzik olmadan yazmak zor oluyor. Genellikle farklı farklı fon müziği kullanırım, odaklanmamı kolaylaştırıyor :)
YanıtlaSilYorumlarını her zaman beklerim, çok mutlu oldum. Teşekkür ederim ilgilendiğin için ;)